| | RelojesWebGratis! Quiz1da6 feeTha5e eiKi2roo Quaix4ma DeeXah6k See1ceaw oo3faeQu loTh3boo chee9Phi Tie7queo othe4Ka0 Ooku4aiS yahX5kee aid6XeuS ahch0Bah eeJie9ax |
16/6/2006 - SEYRET, SUS VE DİNLE..
SEYRET, SUS VE DİNLE..
Bir gün bir dağ güneşle birlikte güne uyandı.
Rüzgarın esintisiyle ağaçlarının dallarını sallaya
sallaya esneyerek gerindi.Güneş pırıl pırıl ufukta
tam karşısından doğuyor, onunla arasında
masmavi bir deniz çarşaf gibi günü karşılıyordu.
Dedi ki:
"Ben ne güzel bir yerdeyim, önüm masmavi bir
deniz ve güneş bana gülümseyerek gün başlıyor."
Gökyüzünde küme küme bulutlar pamuk
yığınlarını andırıyordu. Martılar çoktan uyanmış
gökyüzünde dans ediyorlardı. O sırada dağ bir de
baktı ki, eteklerinde bir minicik fare denize doğru
yürüyor.
"Bu da ne? Bu küçük fare benim manzaramı
şimdi neden bozuyor?" Onun oradan bir an önce
gitmesini istedi ve şöyle bir titredi. Tepeden
aşağıya doğru bir kaç taş hızla yuvarlanmaya
başladı. Fare sesi duyunca hemen bir yüksek
kayanın üstüne sıçradı ve oraya yerleşti. Düşen
taşlarda ona hiç bir zarar vermedi. Farecik de
başladı denizin güzelliğini seyretmeye. Ara ara
atlayan, zıplayan balıklar denizin duruluğunda
küçük halkalar oluşturuyordu. Deniz dağın
sıkıntısını anladı ve dağa seslendi:
"Neden böyle bir günde bir küçük fare için
mutsuzluk oyununa başlıyorsun ki? Bak ben
dümdüzken balıklar da benim duruluğumu
bozuyorlar. Ben onlara kızıyor muyum?
Biliyorum ki onlar bensiz, ben onlarsız olamayız.
Sen de seninle birlikte yaşamak zorunda olanlara
kollarını açmalısın. Güneş hiç bulutlara
bozuluyor mu? Benim ışınlarımı engelliyorlar diye
kızıyor mu? Kabul et gerçeği, herşey bir şeylerle
bütün aslında. Fark ve güzellik de burada. Bu
sayede hergün ayrı bir şey öğretiyor bize; her
gün ayrı bir ders veriyor. Sen iyisi mi sadece
seyret, sus ve dinle."
Dağ denize sordu:
"Seyret, sus ve dinle? O da ne demek?"
Deniz cevap verdi :
"Bak.. Seyrettiğinde güzellikleri göreceksin.
Sustuğunda kendinden başkalarının ne
söylediklerini duyabileceksin. Dinlediğinde ise
onlardan birşeyler öğrenebilecek ve bunları
uygulama fırsatı bulabileceksin..."
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
16/6/2006 - BEKLE BENİ BEKLE BENİ
BEKLE BENİ
I
Bekle beni küçüğüm, umudu karartmadan, sevinci yitirmeden bekle. Döneceğim bir gün elbet, bekle beni. Bahar geldiğinde, kırlara çıkacaksın, dizboyu otlar üstünde koş koşabildiğince ve sakın yitirme neşeyi. Kırların sessizliğinde, yüreğinin sesini dinle ve orada benim için küçücük bir yer ayır ve bekle beni küçüğüm. Doğa pervasızdır biraz, bakarsın en olmaz yerde, masmavi bir su fışkırır ve suyun ışıldayan göğsünde sevincin nilüferleri. Bahar şaşırtmasın seni, sırtüstü uzan bir gölgeye, suların, kuşların sesini dinle ve bekle beni orada, döneceğim küçüğüm..
II
Mapusane türküleri hüzünlüdür biraz, belki her dinleyişinde yüreğin burkulmakta, için sızlamaktadır. Ama acılara alışılmaz, birşeyler var değişecek, birşeyler var değiştirmemiz gereken, önce acılardan başlanacak. Beş on yıl dediğin pek kolay geçmeyebilir, üstelik bu savaş, bu kahredici kıyım, bitmeyebilir daha uzun süre. Ama sen sahip çıkarak yaşama ve sevince, bekle beni küçüğüm, acılar bitecek bir gün, sevgiler çiçek açacak. Mapusane türküleri hüzünlüyse de biraz, yüreğin burkulmasın, için sızlamasın sakın ve bekle beni küçüğüm..
III
Kış kıyamet, bir gün bakarsın çıkıp gelmişim, varsın azgınlaşsın tipi ve uğuldayadursun dışardaki rüzgâr. Sakın şaşırma küçüğüm, üşümüş bir serçe gibi titremesin ellerin, apansız çıkıp geleceğim, kış kıyamet de olsa bir gün. Uğuldayan bu rüzgâr, bu delice yağan kar, ürkütmesin seni, direnmektir artık bekleyişin öbür adı. Sen türküler söyle ve gülümse küçüğüm, çünkü sesinin ırmağıyla yeşerecek hasretin bozkırları. Bekle beni küçüğüm, umudu karartmadan, sevinci yitirmeden bekle, döneceğim bir gün elbet, bekle beni küçüğüm...
Ahmet Telli
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
16/6/2006 - ÖZLEMEK
ÖZLEMEK
”hala acıyor gözlerinin yaktığı yerler incitme garibim beni bir sözle sevindir aşkın bana rüyasını gösterdi o gözler ağlatma yazık gözlerinin hüznünü dindir”
Mustafa Nafiz Irmak
Birdenbire uzaklarda bir noktaya takılır dalar gözlerin; hayatın akışına kapılmış giderken, yenik hissedersin kendini. Rimelleri akmış gözlerinle, sabah kahveni içerken; sarmaş dolaş, kaçamak öpüşmelerle, el ele sokaklarında, caddelerinde gezdiğin şehri hatırlarsın..
Hey dostum!..
Senin problemin, içi boşalmış gibi hissettiğin hayatını doldurmaya çalışmaman. Kendini ona adayıp sonunda yalnız kalman, adaletin bu mu diye koca dünyaya sorman. Hafif bir esintiyle geliveren kokusu, duyduğun bir şarkıda tanıdık gelen notalar, içini buran sözler, okuduğun bir şiirde seni anlatan mısralar..
Ne yapıyor acaba şimdi?
Bir an içinin yanmasına, yüzünde sebepsiz bir gülümsemeye sebep olan soru. Altüst eder dengeni, burnunun direği sızlar, özleminle kalakalırsın; sonra, şişeye uzanır elin, kendin doldurur, kendin içersin..
Kimi zaman bir sözü, kimi zaman bir gülüşü belki de kızışı, kimi zamanda dokunuşları gelir aklına; kalbine bir bıçak gibi saplanır ince bir sızı. Nereye gittiğini bilmediğin hayatta, yaşadığını anlarsın anlık aralıklarla. Gözlerin dolar kaybetmişsen izini, karşılaşmayı tesadüflere bırakır, beklersin; aslında küllerin altında yanan bir kor gibidir, eşeledikçe alevlenir; içinde yaşadığını hissettiğin anlara izinsiz giriverir..
Yok böyle biri!
Zamanla unuttuğunuzu zannettiğiniz, aslında çok özlediğiniz, yokluğu ile yaşamayı öğrendiğiniz birileri vardır. Ya başka bir şehre taşınmıştır, yada o istemeden tayini çıkmıştır, belki de bambaşka hayatlara doğru kopup gitmiştir. Beraberken, sizin için önemini, sizdeki yerini fark etmemişsinizdir. Kaybedince anlayıp, üzülmüş, arkasından onun görmediği göz yaşlarınızı dökmüşsünüzdür. Hatırlamadınız mı? Komşunuzu, öğretmeninizi, arkadaşınızı, sevgilinizi.. Hep sonraya ertelediniz aramalarınızı..
Göresiniz gelmedi mi?
Bir telefon, bir mektup, bir kart, kısa bir mesaj, gönderilen bir Tanrı selamı.. Yoksa siz de istemeden mi kaybettiniz özlediklerinizi?
Ertuğrul Bozkurt / Mayıs 2006
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
14/3/2006 - ADSIZ BİR ÇİÇEK
ADSIZ BİR ÇİÇEK
Rengini dünyaya ilk defa sunan Adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim sevgilim Bana "sen bir şairsin" dediği zaman Yalnız sana yazıyorum bu şiiri İstersen bir şiir gibi okuma Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu Soğuklar başlayınca havalanıp Millerce yol kat ettikten sonra Güneyi tadan bir kuşun sevinciyle Ve yazmış olacağım bir de Her dönemde her çağda Sevdanın kendine özgü diliyle
Edip CANSEVER
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
14/3/2006 - ÇIĞLIK
ÇIĞLIK
Bana kanlı mühürler kaldı O tarih tacirinden Uçurumlar çığlıklar ve ölüm tarihleri
Bildiğim bütün masallardan topladım acıları Yakama iliştirdim Yaşamak dedim adına sığınaklar emzirdim Bütün sözcükleri yüzleştirdim ateşle Anlatamadım günlerin cehennemini
Ajans haberlerinde kirleniyor insanlık Bütün sevinçler çarmıhta hızla yaşlanıyor Çocuklar Bozguna uğramış aşk düşürmüş bayrağını Geceler unutmuş sevişmeleri
Tanrılara bulaştırmak için bu cinneti Deliyorum aşkın ambargosunu Yeniden yollara vuruyorum kendimi
Teninden soyunsun artık çığlıklar Şimdiki zamana çekiyorum bu fiilleri Bakışlarında köprüledim uçurumları Uyak olup düşüyorum dünyanın gözlerine Taze bir çığlığım artık bu kontra mevsiminde Herkesin biraz "faili" olduğu "Meçhul" bir cinayetim şimdi
Bana katliamlar kaldı O tarih tacirinden Ağıtlar sürgünler ve muhbir suretleri
Bütün yenilgilerimi temize çektim Ölüm boy veriyor artık Düşlerimle suladığım topraklarımda Gözlerine ayarladım tüm imgeleri
A. Hicri İZGÖREN
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
14/3/2006 - SICAK SAKLAYIN GECELERİMİ
SICAK SAKLAYIN GECELERİMİ
Geçici ayrılık benimkisi İlkyaz çiçeğine gebeyim Ağıtlar yakmayın adıma Ben ölmedim ölmeyeceğim
Sıcak saklayın gecelerimi Karlar altından çıkıp geleceğim Düşlerinizin ateşinden Ilık bir rüzgar gibi eseceğim
Demlice bir çay koyun üstüne Aç çocuk gibi besleyin sobayı Nasıl tütüyorsanız gözlerimde Öylece tütsün buharı
Uzunca serin yatağımı Boyunca uzansın ayağım El aman deyince gece Usulca kıvrılır yatarım
Can canım canlarım Hazır mı koynunuzdaki yerim Gün olur gecikmiş çocuk gibi Bağıra çağıra gelirim
Nevzat ÇELİK
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
14/3/2006 - LEYLAKLARINI ANLATIYORUM
LEYLAKLARINI ANLATIYORUM
Leylak getiriyorsun bana güneşli bir gün Onu saçlarından topladığın belli Bir leylak bahçesisin karşımda
Böyle kucağında kalsa daha iyi Bir vazoya bırakıp gidiyorsun. Sen gidiyorsun leylaklar kalıyor mu sanki Önce renkleri gidiyor arkandan Nesi varsa gidiyor soyunarak
Her vazoya baktıkça karşımdasın ne tuhaf Her kokladıkça dönüp dönüp geliyorsun Düşünceler gibi filizleniyorsun gün geçtikçe Yaprak yaprak gelışiyorsun Leylak leylak bakıyorsun gözlerimin içine Ölümsüz bir mevsim oluyorsun.
Rıfat ILGAZ
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
herşeye acık
Kategoriler
Arkadaşlarım
 cicibisiiy  koomikcocuk  cisilim  cisil  elifclub  cattik  aysecetin  cisil2006  cisilcetin  nisan24  elif11  nisan24f  kalender2006  okyay  buket038in  oya bulut  gulum2007  whiteistanblue
|